Ahmet Talimciler; “Haddini Bilmek / Bildirmek!”

Haddini bilmenin sözlükteki anlamı, ‘neler yapabileceğini, gücünün ve yeteneğinin nelere yetebileceğini bilerek onun ötesine geçmemek, ölçüsünü bilmek’ şeklinde ifade ediliyor. Haddini bildirmek ise ‘sert bir karşılıkla uslandırmak, yola getirmek, cezalandırmak’ olarak gösteriliyor. Bu iki kelimeyi son yıllarda gittikçe daha fazla kullanmaya ve görmeye başladık. Sosyal medya üzerinden bulunduğumuz yeri ve o yer ile bağlantılı ideolojik pozisyonumuzu gösterme gayesiyle beraber birilerinin haddini bilmesi konusunda uyarılması ve yine haddinin bildirilmesi gerektiğine ilişkin ifadeleri daha sık işitir olduk.

Özgürlüklerin çoğaldığını düşündüğümüz yirmi birinci yüzyılda her nedense bizde tam tersi bir yönde söz konusu özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda çok sevdiğimiz bazı kelimeler hemen devreye sokulmaya başlandı. Aslında her bir topluluk kendi durduğu yer üzerinden özgürlükleri ve onun sınırlarını yeniden ve kendi istediği biçimde belirleme hakkına sahip olduğu fikrine ulaşıverdi. Buradan bir adım sonrasında ise kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, inanmayan, giyinmeyen-buradan sonra çok daha fazlasını ilave edebilirsiniz-vb.lerini fiiliyata geçirmeye başladılar. Artık sahne kıyafetinden tutun da şarkı sözündeki ifadelere kadar her şey ama her şey birilerinin özgürlüklerinin gaspı anlamına gelebilecek bir durumu ortaya koymaktaydı. İşte tam bu noktada yine sosyal medyanın gücü ve etkinliği dolaşıma sokuluverdi. Zaten uzun bir süredir yaşadıklarımızın ne kadar gerçeği ne kadar gerçeğin yanılsaması olduğu durumunu birbirine karıştırmış durumdayız. Bir başka ifadeyle gerçekle gerçeğin simülasyonu birbirine karıştıkça yaşadıklarımız da tuhaf bir bulamaca dönüşmeye başladı. Böylesi bir puslu iklim ise faşizm denilen kitle ruhunun hemen karşılık bulmasına ve kendilerine görev addettikleri birtakım işleri yapmak için sokağa çıkan tipleri ortaya çıkarıverdi.

Hiç kimse had bilmek ve haddini bildirmek meselesinde asıl meselenin bu ülkedeki insanların uzun bir zamandır ölçülerini kaybetmiş oldukları gerçeğini akıllarının ucuna dahi getirmediler. Ölçünün yitirildiği ve belirsizliğin yükseldiği bütün toplumlarda olduğu gibi burada da yine kaba güç ön plana geçmeye başladı ve birileri sırf kendileri gibi olmadığı için bir diğerini cezalandırma adına yollara düştüler. Demokrasi denilen yönetim biçimini oldum olası sadece ve sadece şekilsellik çerçevesinde ele almayı matah bir durum sanıyoruz. Oysa demokrasinin çoğunluk gruplar kadar azınlık gruplardan da oluşmakta olduğu gerçeğini her nedense anlamak istemiyoruz. Ötekinin olmadığı yerde sizin tek başınıza iktidar olmanız sizi bir yerlere getirebilir fakat daha ileriye gitmenizi mümkün kılacak bir iktidar biçimi değildir bu! Özgürlük kavramının inanç, ifade, düşüncelerini özgürce söyleyebilme ve bundan dolayı haksız yere cezalandırılmama yaklaşımı ile yakından bağlantılı olduğunu bilmek yetmiyor aynı zamanda bunun bütün yurttaşlar için hava, su, yemek kadar elzem olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Kendi kutsallarımızı ve tabularımızı yaşama hakkımız olduğu gibi başkalarının da kutsalları ve tabuları olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Burada belirleyici olan unsur güç sahibi olmak değildir asıl önemli olan husus tüm yurttaşların eşit bir biçimde kendilerini ifade edebilecek kanalların sonuna kadar açık olmasını tesis edebilmektir. Eğer yasa dışı ve kişilerin haklarını yaralayıcı durumlar söz konusu ise bunun yolu bellidir fakat sadece güç üzerinden birilerine mesaj vermek ve korkutmanın yeri ile anlamı da açıktır. O halde hepimiz için daha yaşanabilir bir ülke inşa etmenin yolu birbirimize olan saygıyı ve mesafeyi koruyacak adımları atmaktan geçecektir. Daha önce de belirttim hepimiz birbirimizi sadece aynı ülkenin vatandaşları olduğumuz için sevmek durumunda değiliz fakat birbirimize saygı duymayı ve bunu bir her fırsatta gocunmadan göstermeyi başarabilmeliyiz. Gücün iktidarı tarih boyunca daha güçlülerin ortaya çıktığı ve güçlü olanları ezdiği yeni iktidarları doğurmuştur. Demokrasi denilen kavramın ortaya çıkışından bu yana yaşanan bütün gidip gelmeler, insanlığın deneyim süzgecinden damıtmış olduklarıdır. Şiddet dili ve o dilin dolaşıma soktuğu uygulamalar daha önceleri de defalarca denenmiş ve çözüm getirmemiş olup bundan sonra da getirmeyecektir. Asıl önemli olan kendini bilen insanlar olabilmeyi başarabilmek ve ölçümüzü her ne olursa olsun yitirmeyecek bir yaşantıyı hayata geçirebilmektir. Arkası mutlaka bir şekilde dolar yeter ki vicdanlı bireyler olabilme iradesini etkin kılabilelim.