Bedii Tuaç ; “Karşıyaka’nın Efsaneleri!”, “Baba Adamdı, Benim Babam!”

Karşıyaka Spor Kulübü’nde bulunduğu görevleri başarıyla yürüten, Karşıyakalıların sevgisini kazanan Bedii Tuaç…

1 Temmuz 1926’da Karşıyaka’da dünyaya gelen Bedii Tuaç,  Karşıyaka Spor Kulübü’ne katkıları yeşil-kırmızılı onurlu armaya olan bağlılığıyla Karşıyakalıların gönlünde taht kurmuştur. 1962-1985 yılları arasında çeşitli dönemlerde Karşıyaka Spor Kulübü yönetimlerinde görev yapan Tuaç, 1975-1977 arası iki, 1979-1980 döneminde bir kez olmak üzere toplamda üç dönem kulüp başkanlığı görevinde bulundu.

Başkanlık görevini kalbinde taşıdığı Karşıyaka sevgisiyle titizlikle yürüten Tuaç, 9 Ağustos 2014’te aramızdan ayrıldı. Görev döneminde çeşitli başarılara imza atan Karşıyaka’nın efsane Başkanlarından Bedii Tuaç’ı kızı Kutsal Tuaç anlattı…

İşte Kutsal Tuaç’ın anlatımıyla Bedii Tuaç;

Baba Adamdı, Benim Babam!

Benim Babam Fikret Bedii Tuaç ki Fikret adını hiç kullanmadı, sert görüntüsünün altında yumuşacık kocaman kalpli, benim en yakın dostum, en komik arkadaşım, sırdaşım, ilk öğretmenim, mentörüm, rol modelimdi. Birlikte ne çok kahkahalı rakı sofralarımız, ne çok eğlendiğimiz seyahatlerimiz var… Ben babamın profesyonel kariyeri ya da yöneticilik vasıflarından değil, benim babamdan bahsetmek istiyorum, benim canımın içi babamdan…

O Güleç Adamı Arıyorum

Her sabah saat 10 civarı, ben İstanbul’da ve o İzmir’deyse ‘Günaydın güzelim’ diye başlayan sabah sohbetlerimiz meşhurdur… Benim şirketimin muhasebesinden, dünya gündemine ne çok şey konuşurduk… O benim sabah şekerimdi… Eğer İzmir’deysem çocukluğumdaki gibi ‘günaydın Kutsal, günaydın Kutsal, günaydın’ şarkısı ile ki güfte ve beste kendine aittir, beni gülücüklerle uyandırır, sabah çıkmış çıtır gevrek almış, çayı demlemiş, sucuklu yumurtamın altını yakmış olurdu. Ben varsam kahvaltı babamdaydı… İşim, toplantım varsa İzmir’de mutlaka o götürürdü, beklerdi, sonrasında da illa ki bir yerlerde bir köfte yerdik. Bilumum köfte, ama bulursak illa ki de Tire köftesini pek severdi… İstanbul’a iner inmez aramazsam, çok gönül koyar, “bak bir gün ben arayamayacağım, o gün beni çok özlersin” derdi… Şimdi Adnan Menderes’e her indiğimde beni koşarak karşılamaya gelmiş o güleç adamı arıyorum…

 Anı Yaşardı

Karşıyaka Spor Kulübü başkanlık dönemlerinde futbolcuların babama “baba” demesine çok sinirlenirdim… Ama çok “baba” adamdı benim babam…

Ölmekten korkmazdı, hayatla ve ölümle barışık yaşardı, yaşadı. Kanser onun yaşam sevincini bir nebze eksiltmedi, 8 yıl yaşama sıkıca tutundu, yaşadığı her anı keyifle yaşadı… Ne çok hastane gecelerini yıllarca ikimiz baş başa göğüsledik, ama o son gününde bile benimle zaman geçirdiği için mutlu oldu, gözleri gözlerimde öldü… Acısı vardı, nefes alamıyordu, ama hiç hissettirmez, hiç şikayet etmezdi… Anın keyfini çıkartmayı bilirdi, “carpe diem” çocukluğumdan beri ondan duyduğum sonra anlamına vakıf olduğum, hala başaramadığım o kavram… Anda kalır ve hep anda yaşardı, ama hatıralarını da bir masalcı gibi ballandırarak anlatırdı… O bizim ailemizin hikayecisiydi, aile şeceresini, soy ağacını çok iyi bilirdi ve hep paylaşırdı… Torunlarını çok severdi, ikizler onun yaşam sevinciydi… Tüm arkadaşlarına Sinan’ı ayrı, Serra’yı ayrı anlatırdı. Kızıma prensesim; oğluma aslanım, derdi. Bugün onların büyüdüğünü, üniversiteye başladıklarını görebilmesini çok isterdim. Ne çok gurur duyacaktı, kim bilir… Oğlum Sinan şimdi dedesinin adını yaşatmak için KSK yönetim kurulunda olabilmeye can atıyor.

 Keyif Adamıydı

Dostlarına, arkadaşlarına, benim arkadaşlarıma çok değer verir; dostlukları için, sevdikleri için yaşardı… Dedim ya koca yürekli bir adamdı… Akıllı, sağduyulu, insan sevgisi olan, dürüst ve mert bir adamdı… Geleceği öngörebilen, adımlarını doğru planlayan iyi bir matematikçiydi… Matematik zekamı ondan aldım veya o öğretti…

İstanbul’da Safa Meyhanesi, Rumeli Hisarı’nda İskele babamın favori mekanlarıydı… Bir de Büyükada ve Balat… Artık gitmek içimden gelmiyor, gitsem de onunla attığımız kahkahaların yerini hiçbir şey tutmuyor… Ölümünden bir yıl önce doğum günümde sürpriz yapıp İstanbul’a geldi ve “Hadi Ermeni Meyhanesi varmış, Jash, Cihangir’de, oraya gidiyoruz”, dedi, o gece yine baş başa ne çok konuştuk, ne çok eğlendik… Babamla sohbet tadından yenmezdi, hele rakı sohbetleri… O kocaman adam, raconunca az az yerdi, yavaş yavaş sohbetle içerdi… Rakı içmenin raconunu bilirdi benim babam… Kokoreçe, Arnavut ciğerine, bir de patlıcanın her türlüsüne bayılırdı… Keyif adamıydı…

Denizden babam çıksa, yerim, derdi, bana küçükken pek tuhaf gelirdi bu cümle, ama deniz kestanesini yarıp üzerine limon sıkıp yemeyi, ahtapot yakalayıp pişirirken yumuşak olsun diye döve döve köpürtmeyi, hep babamdan öğrendim ben.

“Kadifeden Kesesi”, “Yanıyor mu Yeşil Köşkün Lambası Yar”, “Karşıyaka’da İzmir’in Gülü”, “Sevdim Bir Genç Kadını”, “Huysuz ve Tatlı Kadın” arka fonda büyüdüm ben… Ben meyhanede, balıkçıda iki sandalye birleştirilip uyutulan çocuk da oldum, ama en çok o anlarda mutlu olmuşum meğerse… Babamın sesinden o şarkılarda, anneme eşlik ederken…

Ardından 7 Koca Yıl

Giyinmeyi, şık olmayı çok severdi… Evden çıkmadan anneme hep sorardı, “nasıl olmuş”, diye… Annem bana saat ve güneş gözlüğü koleksiyonunu verdi, ama hala bakamıyorum bile. Bu yıl 9 Ağustos’ta benim güzel Babam gideli 7 koca yıl… Benim için hep özlem…

Tok sesi, hep sevgiyle dolu kulağımda… Gülünce gözlerinin içi gülen, gönlüyle gülebilen bir adamdı benim babam… İyi ki babam olmuş, yoldaş olmuşuz bir süre, iyi ki ben babamı seçmişim… Ne çok sevgi, ne çok yaşanmışlık var, ne çok öğrenmişlik; dingin, huzurlu, keyifli, lezzetli, şefkatli… Babam sana teşekkür ederim… Benim güzel Karşıyakalım… Fiyakalım… Huzurla ve ışıkla…

İzlem Arıgümüş