Hayatta Olmayan İnsanları Zan Altında Bırakmak!..

Ölenler size yanıt veremezler fakat yanıt veremiyor olmaları her zaman bir eksiklik değildir hatta tam tersine bıraktıkları ile konuşmak gibi daha büyük bir başarıya imza atmış da olabileceklerini de unutmamalıyız

Son birkaç yıldır gazetelerde yayımlanan röportajlarda işin ucu iyice kaçmaya başladı. Gündelik siyasetin yaratmış olduğu çekişmeler sıkça söz konusu konuşmalara kaynaklık edebilecek bir anlayışın ortaya çıkmasına yol açtı. Bir başka ifadeyle artık magazin basınına verilen demeçlerde bile sadece işin magazin boyutu yok! İster spor sayfalarında isterse magazin sayfalarında olsun konuşanlar her ne hikmetse durup dolaşıp ağızlarına bir eski Türkiye lafını bir şekilde almayı görev addediyorlar. Bu eski ve yeni tartışmalarını gündeme getirenlerin eskinin de yeninin de bizim parçamız olduğu gerçeğinden habersiz olmaları ve olup bitenleri sanki bambaşka bir dünyadan haber veriyormuş gibi anlatmaları, inanılır gibi değil!

Önce Özdemir Erdoğan verdiği röportajda Zeki Müren‘in topluma kötü örnek olduğuna ilişkin açıklamalarda bulundu. “Zeki Müren ilk defa 1950’de piyasaya çıkmıştır ve o Türkiye’nin ilk rol modelidir. İnsanlarımız onu küçük erkek çocuklarıyla birlikte televizyonda seyretti. Ve onu izleyen erkek çocuklar travmalar yaşadı. Kötü bir rol modeldi. Sonradan bir sürü Zeki Müren’in taklitçileri çıktı. İnsanlar ona özendi“. Ardından röportajı yapan kişinin kendisine Zeki Müren hayatta olsaydı yüzüne karşı bu cümleleri kuramazdınız? Sorusuna şu yanıtı verdiğini görüyoruz: “Tabii ki kurardım! O zaman da kurdum. Bakın, ustalığını dünyanın kabul ettiği bir müzisyen olarak söylüyorum; Zeki Müren sadece yerel ve Türkiye hudutlarında kalan yöresel bir sanatçıdır. Kariyerinin ilk 10 senesinde güzel şarkı söyledi ama 1965’ten sonra yaşadığı hayat dolayısıyla şarkı da söyleyemedi… Sanat Güneş’i ifadesini ona ne devlet ne halk verdi. Bizzat kendi kendine yakıştırdı. Çünkü müthiş bir şöhret hırsı vardı. Bilmediğiniz çok şey var. ‘Paşa deniyordu’ diyorsunuz. Bir tek asker çıkıp da bir şey demedi. Nedir paşa? Bir asker ortamında en yüksek ve en şerefli yerdir. Onu bile kullandı, her şeyi kullandı. Buna karşı çıkıyorum. İlk çıktığı seneler sesi iyiydi ama bu kişiyi günümüzde hâlâ evrensel bir sanatçı gibi gösterenler ahlaksızdır.”

Ardından Alpay da benzer şekilde yine Zeki Müren’e yönelik sözleriyle Özdemir Erdoğan’ın peşinden gitti. “Müthiş ağdalı bir üslupla söyledi şarkılarını Zeki Müren. Bana hiçbir duygu vermez çünkü duygusuz söyler, rol yapar. Türkçe de ‘Reca ederim’ diye bir şey var mıdır. ‘Rica ederim’ dersin. Türkçe’yi çok iyi konuştuğu söylenen Zeki Müren bilakis Türkçe’yi de Türk sanat müziğini de abartılı bir üslup kullanarak bozmuştur. Zeki Müren, her şeyi sansürleyen, müthiş güzel şarkıları bile repertuvarına almayan, son derece tutucu eski TRT’nin Türkiye’ye attığı en büyük kazıktır. Eski TRT’yi düşünün. Küçücük bir kelime yüzünden, bir nota yüzünden bir şarkıyı yayınlamıyor, hatta pek çok şarkıcıyı yasaklıyordu. Ama iş Zeki Müren’e gelince, kısa eteklikle programa çıkardılar. Başka şarkıcılara da kötü örnek oldu bu ağdalı, abartılı tavrı ve sesiyle kötü etkiledi. Zeki Müren kendi kendini ‘Sanat Güneşi’ ilan etmiştir.

Her iki müzisyenin söylediklerinin ana temasının Zeki Müren olması dikkat çekici. Ayrıca ilginç bir biçimde her iki açıklamada da hayatta olmayan ve kendilerine yanıt veremeyecek bir insana yönelik ağır ithamlar yer alıyor. Aslında bu durum popüler kültür diye adlandırdığımız ve her şeyin çok kısa bir süre içerisinde kullanılıp atıldığı anlayış içerisinde bir açıdan kendince bir tutunma olanağı sağlıyor. Çünkü bu kültür içerisinde kendilerini yenileyemeyenlerin veyahut yapıp ettikleriyle gündeme getiremeyenlerin hatırlanabilme şansları bulunmuyor! Yani çok iyi futbolcu olmanız, müzisyen olmanız, manken veyahut şarkıcı olmanız, bir zamanların aranan aktör veya aktrisi olmanız, içinde bulunduğumuz dönemde gündemde kalmanıza yardımcı olmuyor. Tekrar gündemde olmak ve ilgiye mazhar olabilmek için konuşmanın şehveti, sığınabileceğiniz limanlardan bir tanesine dönüşüveriyor. Tabii burada da konuşulanların ve konuşulan kişi için söylenilen lafların yine hitap ettiği düşünülen toplumdaki karşılığının ne olduğu gerçeği de bir başka soru olarak orta yerde durmaya devam ediyor. Çünkü söz konusu kişi her ne kadar yerin dibine batırılmış gibi görünen birisi olarak da lanse edilse, isim gerçekten çok büyük: Zeki Müren.

Ölümünün üzerinden çeyrek asır geçmek üzere olmasına karşın bıraktığı iz öylesine derin ve öylesine benzersiz ki, kendisi hakkında yapılan bu mesnetsiz ithamların yanıtlarını en güzel biçimde onu sevenler veriyorlar zaten. Fakat yine de bu eski yeni ikilemi içerisinde bir zamanların Türkiye’sinde “ölünün arkasından kötü konuşulmaz” lafının bile solda sıfır kaldığı günlerin yaşanıyor olması üzüntü verici. Çünkü sağlığında kendisi hakkında söz edemeyenlerin, ona erişemeyenlerin, yıllar sonra konuşmasına, şarkı söyleme biçimine veya yaşam tarzına saldırmaları da tesadüf değil. Adeta bir itibarsızlaştırma girişimi adım adım deneniyor ve bunun için nereye göndermede bulunacağı bile karıştırılıyor.

Örneğin Özdemir Erdoğan’ın Zeki Müren için “Bu kişiyi evrensel bir sanatçı olarak gösterenler ahlaksızdır” ifadesini kullandığı cümlelerinde kendi ustalığının dünya çapında kabul edildiği gibi cümleler kurması, durumun ne kadar vahim olduğunun ispatıdır. Bu topraklarda Zeki Müren şarkılarını dinleyen ve sevenler arasında kendisinin dünya çapında bir sanatçı olduğunu düşünenler olabilir fakat gayet iyi biliyoruz ki söylediği şarkılar bu ülkenin yansımalarıdır ve bu ülkenin dilinin bir parçasıdır.

“Kötü bir rol modeldi” ifadesi de yine söylenmek için söylenmiş cümlelerden bir tanesi olarak görünüyor. Televizyon ekranlarında veya sinemalarda oynayan filmlerde birtakım kişiler, toplumların ahlak kategorilerine uygun şekilde görünmediklerinde her şey zıvanadan çıkmıyor.

Cinsellik denilen olguyu bastırmaya çalıştığınızda bastırılanın farklı biçimlerde nasıl dönmekte olduğunu özellikle kapalı grup yapılarının sonuçlarına bir göz attığınızda çok daha iyi görebilirsiniz. Kişilerin cinsel yönelimlerinin kendilerini ilgilendirdiğini ve kendisinin bununla bir ilgisi olmadığını belirttikten sonra çıkarımlarda bulunmak ve her iki açıklamada da olduğu gibi ölmüş birisini itham etmek yakışık almıyor.

Öte yandan Zeki Müren hayatı boyunca farklı bir kişilik olduğunu daima göstermiştir. Bunu merak edenler için Şeyma Ersoy Çak ve Şefika Şehvar Beşiroğlu‘nun 2016 yılında Tarih Vakfı Yurt Yayınlarından çıkan Bir Muhabbet Kuşu (Postmodern göstergeler ışığında Zeki Müren) çalışmasını önerebilirim. Yine o kitabın içinde Zeki Müren’in ölümünün ardından Yıldırım Türker‘in yaşamı ve kariyeri hakkındaki şu cümleleri dikkat çekicidir:

Devletini ve milletini çok sevdi. Türk olmakla gurur duydu. Filmlerinin aile filmleri olduğuyla, kimseye kötü örnek olmamakla övündü. Nostaljiyle yaralı, inzivaya çekilmiş şehirli bir sanatçıydı. Dinine çok bağlıydı ama başını hiç örtmedi. Mirasını, son söyleşisinde plaketini uzun uzun okşadığı Mehmetçik Vakfına bıraktı. Her şeyi sınırını bilerek, ‘zerafetlen’ yaşamayı bildi. Hedef kitlesi yetmiş milyondu. Yetmiş milyonun ufkunda sanat güneşi olarak yükseldi. Bizim ikiyüzlülüğümüzün üstüne olağanüstü bir anıt inşa etti. Her şeyin travestileştiği, Demirel’in ‘baba’ olduğu, demokrasimizin güvencesinin ordu olduğu hayatımızda ‘sanat güneşi’ oldu. Hepimizin başı sağ olsun.

Eski ve yeni tartışmaları içerisinde Türkiye’nin değerlerini silikleştirme girişimleri hiç kimseye yarar getirmez. Hatta tam aksine var olan zenginliğimizin eksilmesine ve mesnetsiz ifadelerle süslü kötücül yaklaşımların normalleşmesine yol açar. Geçmişi ve geçmişte olanları deşmek yerine bugünü ve gelecekte yapabileceklerimize konsantre olmalıyız. Ölenler size yanıt veremezler fakat yanıt veremiyor olmaları her zaman bir eksiklik değildir hatta tam tersine bıraktıkları ile konuşmak gibi daha büyük bir başarıya imza atmış da olabileceklerini de unutmamalıyız.