Salgın Eğitimdeki Eşitsizlikleri Artırıyor!..

Eşitsizliğin eğitim üzerinden normalleştirilmesi bugün fark edilmese bile önümüzdeki yıllarda çok daha yakıcı hale dönüşecek olan sorunlarımızın ortaya çıkmasına yol açacaktır

Önümüzdeki ay ile yeni normal olarak tanımladığımız sürecin birinci yılını doldurmuş olacağız. Bu bir yıl içerisinde hepimizin hayatlarında daha önce olmadığı kadar büyük farklılıklar meydana geldi. Virüsün daha fazla insana bulaşmaması adına alınan tedbirler ile pek çok sektör kapılarını kapatmak zorunda kaldı. Hatta içinde bulunduğumuz dönemde gıda alanında çalışan restoranlar, kafeteryalar, birahaneler, kahvehaneler, meyhaneler gibi pek çok iş yeri hâlâ kapalı. Paket servisi üzerinden durumu idare etmeye çalışanlar olmakla birlikte büyük bir çoğunluğun durumu hakikaten içler acısı bir görünüm arz etmekte.

Bu yazının asıl konusunu oluşturan unsur ise son bir yıl içerisinde alınan ve alınmayan önlemler sayesinde eğitim alanında yaşanan adaletsizliğin giderek daha da fazla büyüyor olmasıdır. Geçen yıl mart ayında okulların kapatılması ile uzaktan eğitim adı altında devreye sokulan uygulamaların bizatihi kendisinin farklı yaş kategorilerinde eğitimlerini sürdürmekte olan çocuklarımız ve gençlerimiz açısından adaletsiz bir yapının oluşmasına neden olduğunu hep birlikte gördük. EBA TV adı altında verilen eğitim hizmetinin hem son derece kısıtlı olması hem de sistemin sık sık sorunlar yaşamasının milyonlarca öğrencinin, eğitim hakları açısından farklı bir pozisyona indirgenmesine yol açtığını, her nedense tartışma konusu bile yapılmadı! Oysa özel okullarda okumakta olan öğrenciler ile devlet okullarında okuyan öğrenciler arasında salgın sürecine ilişkin ilk kararların alındığı andan itibaren farklı bir durumun yaratıldığını, biraz olup bitenlere bakan herkes rahatça görebilirdi.

Özel okullar kendi olanakları ile oluşturmuş oldukları sistemleri sayesinde öğrencilerini uzaktan eğitimin içerisine daha kolaylıkla dahil edebilmeyi başarmış olup, sistemin işlemesi geçen yıldan bu yana oluşturulan düzenlemelerle sürdürülmüş oldu. Burada özel okulların söz konusu sisteminin mükemmel olduğunu ve uzaktan eğitim üzerinden harikalar yarattıklarını dile getirmiş olmadığımı belirtmek isterim. Asıl önemli olan husus aynı sınavlara hazırlanmakta olan öğrenciler arasında geçen yıldan bu yana oluşturulan adaletsizliğin her geçen gün biraz daha fazla katmerlenmiş bir hale dönüştürülmüş olmasıdır. Ki bu durum 2020-2021 öğretim yarıyılında ders başı yapma sürecinde de bir kez daha kendisini göstermiştir. Devlet okullarında önceleri belirli günlerde yapılması planlanan sekizinci ve on ikinci sınıflara yönelik eğitimin kısa bir süre sonra yine yapılmaması gündeme gelmiştir. Buna karşın özel okulların ve hesapta kapatıldığı ileri sürülen dershanelerin özel kurslar adı altında eğitimlerinin sürdürülmesine bu süreç içerisinde önce izin verilmiş ardından gelen tepkiler üzerine ise bu durumun sonlandırılmasına ilişkin yazılar, söz konusu okullara ve kurslara iletilmiştir.

Yüz yüze eğitim sürecinin ortadan kalkmasına karşın özel okulların ve kursların kendi öğrencilerine sunduğu uzaktan eğitim fırsatları yine de devletin sunduğu fırsatların çok daha ötesinde bir durum arz etmektedir. Geçen bir yarı dönem boyunca aslında bu durum özellikle liselere giriş sınavlarına hazırlanan öğrenciler ile üniversite sınavlarına hazırlanan öğrenciler açısından büyük bir ayrıcalıktır. Salgın sürecinde yaşanan gelişmeler üzerine Ocak ayı içerisinde Şubat ayının 15’inde köy okullarının ve 1 Mart tarihinde ise devlet okullarının belirli sınıflarının haftada iki ya da üç gün belirli saatlerde okula gitmelerine yönelik düzenlemeler hayata geçirilmiştir. İşte bu düzenlemelerin hayata geçirildiğine ilişkin duyuruların paylaşıldığı günün hemen akabinde ise özel okullar ve özel kurslar öğrencileriyle yüz yüze eğitim yapmaya başlamışlardır. Yani bir başka ifadeyle Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarında okumakta olan öğrenciler okula gitmek için beklerlerken yine aynı bakanlığın kurallarına tabi olan özel okullar ve kurslarda ise öğrenciler okullarına gitmeye başlamışlardır. Bu okullara ve kurslara bütün sınıfların gitmediğini özellikle sekiz ve on ikinci sınıftaki öğrencilerin gitmekte olduğunu belirtmeliyim. Fakat bu durumda bile bu öğrencilerin kendileri ile birlikte sınavlara girecek olan akranlarıyla aralarında bir farklılık yaratılmakta olduğunu ve bu farklılığı yaratanın bizzat Milli Eğitim Bakanlığı olduğu gerçeğini de belirtmek durumundayız.

Eğitimin ulus devletlerin vazgeçilmez kurumlarının başında gelmekte olduğu gerçeğinin neoliberal politikalar sonrasında savsaklandığını ve bu hayati alanın da özel teşebbüse doğru kaymasına olanak sağlayan düzenlemelerin hayata geçirildiğini göz ardı etmemeliyiz. Ancak yine de eğitimin her ülkenin kendi çocuklarının yetiştirilmesinde olmazsa olmaz olarak taşıdığı önemi göz önünde bulundurduğumuzda her ne kadar olağanüstü zamanlardan geçiyor olsak bile, yaşananların hem adaletsizliği pekiştirmekte olduğunu hem de bu durumun sonuçlarının ilerleyen yıllarda çok daha fazla hissedileceğini unutmamalıyız. Eğitimin yaşayacağı sıkıntılar sadece o dönem içerisinde öğrenci olan kitleleri etkilemekle kalmayacaktır. Aynı zamanda yıllar içerisinde ortaya çıkacak olan bireylerin gerek kendi hayatlarındaki gerekse de toplumsal hayat içerisindeki konumlarında büyük etkilerin oluşmasına yol açacaktır. İşte bu noktada görmezden gelinen adaletsizliğin özellikle sınav dönemlerinde yaratacağı tahribatı şimdiden öngörmek durumundayız. Normal koşullarda bile mutlak adaletin olmayacağı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda anormal koşulların yaratacağı etkilerin boyutları daha fazla anlam kazanacaktır. Bu yüzden de gerek liselere giriş sınavında gerekse de üniversitelere giriş sınavlarında devlet okullarında okuyan öğrenciler ile özel okullarda okuyan ve parası olduğu için özel kurs olanaklarından yararlanabilen öğrenciler arasında son derece eşitsiz bir yarış söz konusu olacaktır.

Salgın süreci eğitim alanındaki fırsat eşitsizliğini daha fazla görünür hâle sokmuştur. Bu noktada söz konusu eşitsizliklerin çoğaltılmasının ilerleyen yıllarda ülkenin yetiştireceği vasıflı insan sayısına yönelik etkileri olacağı gerçeğini yeniden düşünmeli ve söz konusu sorunların aşılmasına yönelik olarak daha fazla adımlar atma yoluna gitmeliyiz. Eşitsizliğin eğitim üzerinden normalleştirilmesi bugün fark edilmese bile önümüzdeki yıllarda çok daha yakıcı hale dönüşecek olan sorunlarımızın ortaya çıkmasına yol açacaktır. Bu yüzden anayasal bir hak olan eğitim hakkının her vatandaşımıza eşit şekilde sunulmasını sağlamak hepimizin görevidir. Bu noktada olağanüstü zamanların olağanüstü koşulları oluşturduğunun bilincinde olarak eşitsizliği değil özellikle dezavantajlı kesimlerin daha fazla kollanacağı bir yaklaşımı hayata geçirmek durumundayız. Aksi halde önce dezavantajlı kesimleri ardından sınıfsal açıdan daha alt gelir gruplarına mensup olanların çocuklarını kaybetmeye başlarız ve bu durum yavaş yavaş sürmeye devam eder. Eğitim, farklı sınıfsal pozisyonlardaki kitlelerin bir potada buluşabileceği alanlardan bir tanesidir. Bu durumun zarar görmesi sadece söz konusu eğitim hakkından mahrum kalanları değil tüm toplumsal hayatı etkileyecektir.

Ülkemizde psikoloji biliminin yerleşmesinde büyük katkıları bulunan ve sadece kendi alanındaki öğrencilerine değil tüm ülke yurttaşlarına yapmış olduğu yayınlarla, dokunmayı başarabilen değerli hocamız Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’na Allahtan rahmet, kederli ailesi ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun, nurlar içinde yatsın.