Haluk Işık: “Karşıyaka’nın Sunduğu Umut!..”

Çöpe attığımız ve yenisine asla izin vermeyeceğimiz tahtlar-taçlar yetmezmiş gibi, ölümcül bir taç (Korona), bu kez mikrobuyla yeryüzünü dalga dalga kasıp kavuruyor. Söyleyivermek ne kolay, dünyada 2 milyona yaklaşan, ülkemizde 12 bini aşan insanımızı yitirmenin travması bir yana, küresel sistemin ve uzantılarının çapsızlığını-çaresizliğini derinden yaşıyoruz. Yetmiyor, deprem fırtınasına 117 canımızı veriyoruz.

Köşeden bir mafyozik faşist, demokrasiye ana muhalefet partisi lideri üstünden saldırıp, tehdit ediyor. Nerelerde nasıl yetiştiği, hangi dalda uzmanlaştığı muğlak, Türkçesi ve düşüncesi çorba birtakım tipler, sabahtan akşama kadar evlerimizi, ekranlarımızı işgal edip, her cepheden beynimize saldırıyor. Ekonomi malum, bilimi sanatı, hele ki basını hiç sorma. Bunların gündelik insan ilişkilerinden başlayarak, hayatı zehirleyen yansımalarıyla listeyi uzatmak kolay. Özetle, itirazı ve insanileştirmeyi sonuna dek hak eden zor bir süreçten geçiyoruz. İnsanlık ve ülkemiz nelerden geçti, ne bedellerle bugünlere geldik. Bu dertleri de tarihe gömeceğiz, Nazım Hikmet’in dediğince elbette “güzel günler göreceğiz!”

Bunun bir yolu da “onca yoksulluk varken”, bunca sıkıntı hayata abanırken, bize umut ve esin verecek olayları gözden kaçırmamak, aksine ısrarla gündemde tutmak, birer işaret fişeği olarak kamuya sunmaktır. Bunlardan biri, geçtiğimiz günlerde kadınlar açısından ve Karşıyaka özelinde yaşandı.

Yanındayız Derneği, Kanada Büyükelçiliği ve İstanbul Üniversitesi paydaşlığında gerçekleştirilen 2020 yılına dair “İlçeler Düzeyinde Toplumsal Cinsiyet Endeksi” açıklandı. Endeks (dizin-gösterge) temel başlıklar olarak; “Politik karar alma”, “Eğitim, ekonomik yapı ve kaynaklara erişim” ile “Sağlık ve spor” açısından kadınların durumunu irdelemeyi ve değerlendirme sonuçlarını hedefliyordu. Açıklanan listede ilk sırayı Karşıyaka aldı. Gösterge başlıklarının dünden bugüne ülkemizdeki yerini, önemini ve onlara dair kesif ve ağır sorunlar yaşadığımızı belirtmeye gerek var mı? Hele ki kadınlar açısından!

Bu sonuç, benzeri değerlendirmelerde hep üst sıralarda yer alan Karşıyaka ve Karşıyakalılar için şaşırtıcı değildir. Bunu anlamak için, Karşıyaka’daki ilk yerleşim izlerinden bugüne tarihsel bir yolculuğa çıkmak yeter. Çok kültürlülüğün bin çiçekli bahçesindeki yaşam birikimi ve bunun belirlediği tercihleriyle, kendine ait “özel” bir konumu titizlikle koruyan Karşıyaka, böylesi sonuçları doğal karşılar. Bu tercihleri belirleyen ve zenginleştiren, paha biçilmez birikimler vardır. Hepsini sıralamak olanaksızdır, kadın açısından anımsatmalarla yetinmek zorundayız.

Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin değişemez, değişmesi teklif edilemez temel değerlerine dair içselleştirme bilincini ve sarsılamaz aidiyet duygusunu anmamız gerekir ki, bu özellik Karşıyaka’nın “çağdaş, demokratik ve laik” yaşam biçimine dönüşmüştür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ayak izlerinin, onurlandırıcı sözlerinin, özel yaşamında Karşıyaka’ya ayırdığı zaman dilimlerinin, “Kaf Sin Kaf’ın armasına bizzat armağan ettiği Ay Yıldızın ve nihayet annesi Zübeyde Hanım’ın sonsuzluk uykusu için Karşıyaka’yı tercih etmesinin ne demek olduğunu, size ancak bir Karşıyakalı anlatabilir.”

Bu değerler kuşkusuz arşivde kalmamış, taşımanın sorumluluğunu bireysel ve toplumsal yapıya tahvil etmiştir. Eğitim düzeyinden başlayarak, hayatın her alanını belirleyen unsurların başında kadınların yer alması ne bir onurlandırma ne bir öncelik ya da centilmenlik bağışı sayılabilir. Bir kentin simgesinin “Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı” olması, bir içselleştirmeyi ve duruşu da anlatır.

Değinmemiz gereken bir başka konu, bu değerlendirme Adana Çukurova, Antalya Konyaaltı, Mersin Yenişehir ve İstanbul Beşiktaş olarak sıralanırken, neden en düşük puanın Şanlıurfa Akçakale’ye verildiğini, ölçütler açısından Doğu ve Güneydoğu’nun “eşitlik” bağlamında neden iyileşme işareti taşımadığını sorgulamaktır. Kadınlar, bu yüzleşme için de hepimizi göreve çağırıyor. Karşıyaka’yı kutlamak yetmez, her yerin Karşıyaka gibi olmasını istemek, dayatmak, çalışmak gerek.

Bunları dile getirdiği için, örneğin Işıl Özgentürk’e saldırmak 2020’de kimseye yakışmıyor. Sorunları kristalize ederek, hayatın bağlamından koparmak, gericilik dışında kimseye yaramıyor. “Ya hep beraber, ya hiç birimiz!” demek, bu kadar mı zor?

Not: “Bu yazı, yazarın Gazete 9 Eylül’deki köşesinde 23 Kasım 2020’de yayınlanmıştır”