Ünal Tümin; Uçan ve Yüzen Kitap Fuarları!

Kitaplar ve yazarları… Ve de artan ilgi üzerine düzenlenen fuarlar; yani Kitap Fuarları…

Dolayısı ile “Tarih yazıyla başlar”… Bunun açıklaması da şudur: “ Yazı insan birlikteliklerinin hafızasıdır, olup bitenin, kayıt aracıdır.”…Tabletler, el yazması kitaplar ve de Gutenberg’in (1398- 3 Şubat 1468) icadı matbaada ilk yazı baskısını Avrupa’ da 1447 yılında Alman kuyumcu, matbaacı ve yayıncı başlattı. Bizde ise ilk Türk matbaası Osmanlı döneminde İbrahim Müteferrika tarafından Said Efendi ile birlikte İstanbul’da ( 16 Aralık 1727) kuruldu. Bu matbaada ilk olarak “Vankulu Lügatı” adlı kitap basıldı…

O günden buyana sahaflar, kitapçı rafları ve kütüphaneler eski- yeni yazarların kitapları ile doldu. Bu da yetişmedi, her ilde Kitap Fuarları düzenlendi. Yetemedi; uçan ve yüzen Kitap Fuarları kıtalararası yolculuğa çıktı. Tıpkı Atatürk’ün Türk insanını, sanatlarını diğer ülkelere tanıtmak için hazırlattığı özel donanımlı gemiyle sefere çıkarması gibi…

Dünya Sağlık Örgütü organizasyonu Uçan Göz Hastanesi Orbis ‘te dünyada 50 milyondan fazla görme özürlü için 1982’den buyana 100’e yakın ülke ve kente hizmet vermekte. 35 yıl önce Orbis ülkemize dolayısı ile İzmir’e de gelmiş Türk Doktorları ile birçok özürlünün hayat ışığı olmuştu…

***

İşte bugünkü köşeme bu bilgiler ışığında “Kitap Fuarları”, dolayısı ile kitap- okur ve yazar buluşmasından  küçük bir pencere açmak istiyorum.

Kitap- Yazar ve Kitap Fuarları konusunda benim tabirimle “Kitap Fuarları’nın Efendisi” olan Yağmur Yayıncılığın sahibi Ercan Günaydın, uzun bir turneden sonra Bursa’dan İzmir’e döndü. Ege’den, Akdeniz’e pek çok yazar ve kitaplarının imza günlerine de tanık olan kıymetli öğrencilerimden Ercan Günaydın “Biz okuyucu, okul, fuar fuar gezmeye devam edeceğiz. Ama kitapseverlerin okuma  gücü artarsa bizim de gücümüz artacak. Bu yüzden okuyalım. Unutmayalım, okumak sağlığa, okumak YAŞAMA iyi gelir.” diyor…

* * *

Bu arada İzmir’de dostum İbrahim Yüncü’nün Alsancak’ta bir kitapevi’ ndeki “Girit’ten göç izleri” adlı anı ki tabı ile İzmir Bornovalı mizah yazarı dostum Ahmet Zeki Yeşil’in İstanbul’ da “Hunili Kral” ve “Korona müfettişi” adlı mizah kitaplarının imza törenine özel davetli olmama rağmen, asrın  Koronavirüs salgını yüzünden özür dileyerek gidemedim. Ama internet ve telefonla sık sık arayıp yanlarındaymışım gibi mutluluk duydum. Hatta İbrahim Yüncü’ye ‘Birlikte bir Girit gezisi yaparız’ derken, Yeşile’ de ‘Hunuli Kral ve Korona Müfettişiniz! oradaama ben yine de korkuyorum! Çünkü İzmir’de Gönüllü bir Trafik Müfettişi beni görmediği halde, hiç insan olmayan geçitte güya bana ceza yazmış!’

* * *

İbrahim Yüncü’ nin imza gününde bulunamadım ama, Onun memleketlisi değerli dostum Mustafa Derici’ den saat 13’!ten 17’ye kadar imza atarak, konuşarak bitap düştüğünü de öğrendim. İşte bana gönderdiği notlar: “Ben Girit göçmeni bir ailenin en küçük evladıyım. Girit’ten Göç İzleri ilk kez kitap haline geldi. Bundan sonra gelecek kitap ne olabilir derseniz; Ada’daki Cemaat karar defterleri, Cemaat Sicil kayıtlarını Osmanlı arşivleri içinde arayıp o günlerin sosyal ve siyasi analizlerini yapmak ilgimi çekiyor. Ben şahsım adına kitabıma ilgi duyan birinci baskı kitabı kısa sürede tüketen kitapseverlere teşekkür ederim Saygılar.”

* * *

Mizah Yazarı sevgili dostum Ahmet Zeki Yeşil, İmza Günü’nde “Nasıl mizahçı olunur?” diye sıkça sorulan soruyu şöyle yanıtlamış: “Mizah içten gelen bir duygu, doğuştan gelen bir özelliktir. Bu yetenek varsa zamanla geliştirilebilir. İyi bir mizahçı olmak için mizah ustalarını okumak, çok çaba göstermek gerekir. Bilgi birikimini arttırmak şarttır. Mizahçı için edebiyat eğitimi önemlidir ama tek başına yeterli değildir.”

A. Zeki Yeşil kitap fuarlarında zaman zaman, okurlarıyla arasında komik ve düşündürücü diyaloglar geçiyormuş. Bunları unutmamak için not alıyormuş. “Nasrettin Hoca Aramızda” adlı fıkra kitabında kullandığı iki örnek: “Elimde kalem, küçük okurlarımdan birine kitabımı imzalıyorum. ‘Dur! Karalama’ deyince şaşırdım. Duraksayınca çocuk konuşmasına devam etti: ‘Karalanmış kitap almam.”

…”

Ahmet Ziya Yeşil son olarak şunları söyledi:

“Mizah, insanların ve toplumların can damarları gibidir. Mizahçılar bu damarı canlı tutmalı ve mizahı tüketim malzemesi olarak gören anlayışa karşı durmalıdır.. Ne yazık ki mizahın edebiyatını ihmal eden mizahçılar yüzünden, edebiyatımızda mizah dili unutulmaya yüz tuttu. Oysa düzgün ve kaliteli ürünler sunduğunuzda okur ilgi gösteriyor. Bunu kitap fuarlarında gördüm. Özetle, mizahın geleceğinden umutsuz değilim.”

9 Eylül Gazetesi