Onur Derebaşı; “Karşıyaka’nın Yaşayan Efsaneleri!”

“Karşıyaka’nın Yaşayan Efsaneleri” köşesinin konuğu; hayatını yelkene adayan, Karşıyaka’ya sayısız başarı ile birlikte bir de Dünya Şampiyonu çıkarma gururunu yaşatan Onur Derebaşı…

2003 yılında Dünya Şampiyonu olan Onur Derebaşı yelkenin Karşıyaka için çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Yelken Karşıyaka’da bir kültürdür, tarihinde birçok başarıyı barındırır. Karşıyaka benim büyüdüğüm yer, burası benim evim” dedi.

1986 yılında İzmir’de dünyaya gelen Onur Derebaşı, yelken sporu ile tesadüfi bir şekilde tanıştığını, babasının yelken kulübünde işe başlamasından sonra oradaki büyüklerin teşvikiyle başladığını belirten Derebaşı; “Başlangıç biraz zoraki de olsa sonrasında severek devam ediyorum. Şu an 35 yaşındayım ve üç senedir yelken Milli Takım’ın antrenörlüğünü yapıyorum. Karşıyaka’nın antrenörlüğünü yaparken Milli Takım’a geçtim. 2019 senesinde Karşıyaka’da kendi sınıfımdan dokuz sporcuyu Milli Takım’a gönderdik ve o sene dünya şampiyonu çıkardık; Derin Baytur.”

“BİR AMACIMIZ VARDI”

Karşıyaka’ya yelkende ilk dünya şampiyonluğu gururunu yaşatan Güray Zümbül’ün bu başarısının kendisi ve diğer sporcular için örnek olduğunu vurgulayan Derebaşı, “Biz ağabey-kardeş ilişkisini çok ciddi yaşayan ve güzel etkileşimleri olan bir kulüptük. Benim gençlik döneminde Güray Zümbül Karşıyaka’dan çıkan ilk dünya şampiyonuydu. Burada onlarla birlikte antrenman yapma fırsatı bizim için çok değerliydi. Yaş ve sınıf olarak daha küçük olmama rağmen onlardan bir şeyleri daha çabuk öğrenebilirim diye onların yarıştığı sınıfa iki sene erken geçtim. Onları takip ederek, çalışmalarından bir şeyler öğrenmeye çalışarak uzun sürede öğreneceğim şeyleri daha kısa zamanda öğrendim, kendimi geliştirdim. Güray’ın diktiği bayrak hepimiz için bir amaç haline geldi. Güray’dan üç sene sonra da ben dünya şampiyonu oldum.”

TATLI REKABET BAŞARIYI GETİRDİ

Yelken kulübü içerisindeki birlik, beraberliğin ve rekabet ortamının başarı getirdiğini belirten Derebaşı; “Dünya şampiyonu olma sürecinde kulübümüzün desteği çoktu, bize bütün olanakları sağladı. Kulüp içerisinde birlik, beraberlik ve arkadaşlık ortamı da çok fazlaydı. Biz denizde hem yarışırdık hem birlikte güzel zaman geçirirdik. Her antrenmanımız birbirimizi zorlamayla geçerdi, birbirimizin denizde rakibiydik ama bir o kadar da dostuyduk. Bu güzel rekabet zaten bize başarıyı getirdi. O dönem ve sonrasında bizim jenerasyon Türkiye’deki bütün yarışlarda çok ciddi başarılar elde etti. Avrupa şampiyonluğu, dünya şampiyonluğu kazandık; Türkiye’de gittiğimiz yarışmalarda ödüllerin çoğunu biz alırdık” diye konuştu.

SAYISIZ BAŞARI

Geçirdiği sakatlık sürecine rağmen yelkene devam eden bu sebeple sakatlığının ilerlediğini ve yelkenden uzaklaşmak zorunda kaldığını dile getiren Derebaşı, “Dünya şampiyonu olduğum sene Yunanistan’da da Balkan şampiyonu oldum. 2004 yılında Hollanda’da düzenlenen Lazer Gençler’de Avrupa şampiyonu, büyüklerde de Avrupa üçüncüsü oldum. 2005 yılında olimpik sınıfa geçtim ama fiziksel olarak pek hazır değildim. Orada yarışırken Çeşme’de düzenlenen Türkiye Şampiyonası’na katıldım ama yarışın ilk günü dizimden sakatlandım. Yarışı dört gün daha diz ağrısıyla devam ettirdim ve Türkiye şampiyonu oldum, döndüğümde ayağımın üzerine basamıyordum. Hastaneye gittiğimde dış menüsküsün yırtıldığını öğrendim, iki kere ameliyat oldum. O süreçte kendimi toparlayamadım, ameliyattan iki hafta sonra Milli Takım seçme yarışına girdim, 6 ay sonra ikinci ameliyatımı olmak zorunda kaldım. Yine ondan 2 hafta sonra olimpiyat seçme yarışlarına girdim. Kendimi toparlayamadığım için sakatlığım devam etti ve yelkenden uzaklaşmak zorunda kaldım” ifadelerini kullandı.

“HIRSLA HAREKET ETTİM”

Yarışmayı bıraktıktan sonra antrenörlüğe yöneldiğini belirten Derebaşı; “O zamanlar hırslarım ve yönlendirmeler yüzünden hastalığım tam bitmeden yarışlara devam ettim. O zaman bu kadar profesyonel düşünemiyordum, hiçbir şeyi kaçırmak istemedim. Bu sakatlık süreci de antrenörlük sürecinin başlamasına vesile oldu. 2007 yılında ikinci ameliyatımdan sonra yurtdışı yarışları dönemi olacaktı, ona hazırlanmaya başladım. Çünkü ameliyatların olduğu dönemlerde katıldığım yarışlarda beklediğim performansları gösterememiştim. Kendimi tamamen antrenman yapmaya adadım, çok çalıştım. Mayıs ayında düzenlenen yarışın olimpik sınıfında Türkiye şampiyonu oldum. Olimpik kampa dahil edeceklerdi beni ama çeşitli nedenlerle olmadı. Bende de bir küskünlük başladı, antrenman yapmayı da bıraktım. 2009 senesinde artık ismimden kaybetmeye başlayacağımı fark ettiğim zaman yarışmayı bıraktım.”

“YELKEN ZOR BİR SPOR”

Bir dönem Karşıyaka’nın ve Yelken Milli Takım’ın antrenörlüğünü yapan Derebaşı yelkenin zor bir spor olduğunu vurgulayarak, “Şu an yarışlara hazırladığım çocukları keşkeleri olmadan yetiştirmeye çalışıyorum. Onları hep bir amacınız olsun diye motive etmeye çalışıyorum. Derece olarak ne yaptığınızın önemi yok ama arkanıza dönüp baktığınızda keşke dememek için mücadele edin diyorum. Benim içimdeki istek ve arzu bu yönde, bunu da sporcularıma yansıtmaya çalışıyorum. Profesyonel olarak uğraştığımız hiçbir spor kolay değildir ama yelkenin ekstra zorlukları da var. Çünkü doğayla mücadele ediyorsunuz, deniz şartları sürekli değişebiliyor. Bu değişken durumlara göre rota kurmanız gerekiyor. Bir sporcunun yelkene başlaması, alışması ve ilerlemesi kademe kademe gerçekleşiyor; her birinin ayrı zorlukları var” dedi.

“KARŞIYAKA BENİM EVİM”

Son olarak Karşıyaka’ya ilişkin duygularını dile getiren Derebaşı şu ifadeleri kullandı: “Yelken Karşıyaka’da bir kültürdür. Karşıyaka benim büyüdüğüm yer, burası benim evim. Ben çok uzun süre evimden çok yelken kulübünde zaman geçirdim. Eski lokalde gece geç saatlere kadar oyun oynardık, burada vakit geçirmeyi çok severdik. Gençliğim, çocukluğum hep burada geçti, o yüzden çok özel bir yer.”

İzlem Arıgümüş